
26 Şubat 2009 Perşembe
21 Şubat 2009 Cumartesi
10 Şubat 2009 Salı
22 Ocak 2009 Perşembe
CHEVOLUTION

21 Ocak 2009 Çarşamba
ADALET TEK TARAFLI DEĞİL. SİZE DE LAZIM OLUR.

TWISTED MY SOBRIETY.
Eskide kalmak, demode olmak kulağa tırmalyıcı gelse de nerden aklıma geldiğini şu anda bilemediğim bir şarkı bu.
Şu anda böyle şarkılar yapılamadığından ben demodeyim.
BAKIŞ AÇISI
Kadro sağlam.Tek başına bu yeterli mi? Elbette hayır. De Niro'nun oynadığı ne lüzumsuz filmler de biliyoruz.
Karakterler bu kadar yüzeysel ele alınmak zorunda değildi. Olayın örgüsü sağlam. Aksiyon dozu olarak istediğinizin fazlasını alıyorsunuz. Aynı olayı her seferinde başa dönerek farklı insanların gözünden izlemek sıkıcı gibi görünse de her seferinde farklı bir ayrıntı filmden kopmanızı engelliyor.
Mantık hataları çok fazla. İyi de neden sorusunu sıklıkla soruyorsunuz.
Filmi izlemeyenler için burada herşeyi eşeleyip .okunu çıkarmanın anlamı olmadığından şimdilik bu kadar.
Ben aksiyon adamıyım eğleniyorsam sorun yok diyorsanız tam sizlik.
İyi seyirler.
KEŞKE: Sigourney Weaver biraz daha fazla atraksyona girseydi keşke.
20 Ocak 2009 Salı
PACINO vs DE NIRO
Aman Allahım.
Hikayenin bini bir para.
Yok efendim aslında aynı sahnede hiç bulunmamışlarmış sırayla çekim yapılmışmış, birbirlerinden nefret ederlermiş, sanırsınız De Niro ile Al Pacino durmadan gelip bunlara birbirlerinden dert yanıyor.
Başka bir hikayede sadece bu sahne ile ilgili. Filmin galasından bir gece önce Michael Mann, filmi evinde izlerken bu sahnede De Niro'nun gömlek yakasının kolalı olmadığını farkediyor ve bu sahnenin yeniden çekilmesi gerektiğini düşünerek galayı iptal ediyor. İnandınız mı? Bana çok mantıklı gelmedi.
Kişisel fikrime gelince, birbiriyle sürekli kıyaslanan bu iki devi aynı sahnede görmek başlıbaşına bir zevk. Bu zevki çıkarmaya bakın.
Editörün Notu: Orjinal Cinayetler'den habersizim sanmayın ama maalesef o filmde bu kadar etkileyici bir sahne yok.
THIS IS ENGLAND

Margaret Thatcher dönemi İngilteresi, Falkland Savaşı.
Bu savaşta babasını kaybetmiş, çevresindeki gençler tarafından dışlanan Shaun'un hikayesi.
Filmlerdeki küçük oyuncular görevlerini başarıyla yerine getirdiklerinde filmi tek başlarına alıp götürebiliyorlar bunu biliyoruz.
Thomas Turgoose bu işi fazlasıyla yapmış.
İzlenesi bir film.
19 Ocak 2009 Pazartesi
8 Ocak 2009 Perşembe
GODFATHER
"You can act like a man"
"I'm gonna make him an offer he can't refuse"
R.I.P. Marlon Brando
7 Ocak 2009 Çarşamba
HEADSHOTS
Benim Vassili Zaitsev'liğim Half Life ile bitti.
Ancak bir SNIPER nasıl olur videosu burada.
Keyfini çıkarın.
SLUMDOG MILLIONAIRE

22 Şubat'ta yapılacak Hugh Jackman'ın sunacağı Oscar töreninde harcanması muhtemel bir film.
Sebebi iki kelime. David FINCHER.
Daha önce sayısız defalar harcandı ya kendisi. Hele bir tanesi inanılmazdı.
Nasıl bir jüridir ki bu FIGHT CLUB gibi bir başyapıt dururken AMERICAN BEAUTY'i oscara layık gördü.
Düpedüz haksızlıktı.
Devran bu sene döner bence.
Jürinin tavrı belli. Eleştri yapma film yap diyor. Sistem eleştirisi yapan hangi film ödül aldı ki sen alasın diyor.
Konumuz Slumdog Millionaire. Hindistan hikayesi. Varoşlardan çıkan bir gencin Kenan Işık abimizden çok daha aşağılayıcı bir sunucu karşısında çakma Kim 500 Milyar ister yarışmasının orjinali olan Who wants to be a millionaire? yarışmasında geçirdiği aşamaları şaşkınlıkla izliyoruz. Notlarımın arasında esas kızımız Latika'nın sözü var. Şöyle diyor TV de yarışmayı izlerken:
- "İnsanlar bu yarışmaları neden bu kadar çok izliyor. Çünkü şimdiki hayatından farklı bir hayat sunuyor. Bir kaçış..."
Bunun üstüne siz ne dersiniz bilmiyorum ama,
AÇ DERSEN AÇARIM.
EUROVISIONDA YAPILMASI GEREKEN.
Aklımda yazılmayı hakeden SLUMDOG MILLIONAIRE filmi var mesela. Ancak İsrail'in yaptığı soykırım nedeniyle içim almıyor başka şeyler konuşmayı. Tam da bu zamana denk gelen Eurovision yarışması var değil mi? Hadise'ye gıcık filan değilim hatta şarkısını da beğendim.
Ancak,
BİZ NEDEN PENALTI NOKTASINDA TOPUN BAŞINA BİR TÜRLÜ GEÇMEYİZ ?
Bizi yönetenler yalaka olabilir. Olabilir kelimesi sadece lafın gelişi, hani sadece olasılık taşısın bari der gibi. Bizi yönetenler kesinlikle YALAKA. Bu millete de benimsetmek istedikleri davranış tarzı bu. Hiç lafı eveleyip gevelemeye gerek yok.
Şu Eurovision'da bari farklı yaklaşsaydık olaya.
Şarkı adı benden olsun. Yine ingilizce olsaydı şarkımız.
Adı da,
"They need a Schindler" olsaydı mesela.
Sitem etseydi bu şarkı.
Yarışmaya, dinleyene, dinlemeyene, gülene, ağlayana, Spielberge, dünyaya.
Neden sesiniz çıkmıyor deseydi mesela. Neden sustunuz deseydi.
Biz hadi yalakayız, iplerimiz salınmadan bahçe dışına çıkamayızda ey jüri aranızda hiç mi özgür, vicdan sahibi ülke yok deseydi.
Arkadaki barkovizyonda sadece katledilen çocuklar gösterilseydi.
Ne olurdu yani?
Kazanamazdık değil mi?
Çok mu önemli?
Daha kundakta iken katledilmiş bebeğini avuçları içinde sıkıca tutup arka arkaya öpen babanın üzüntüsünden önemli mi yani?
"Bakkal değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetiyormuş" ya muhterem.
İnsanlıktan alamadığın nasibin kime yar oldu bilinmez.
Ancak bil ki Filistin de, SALI PAZARI DEĞİL CAN PAZARI.
1 Ocak 2009 Perşembe
MUTLU BİR YIL DİLEKLERİYLE.
Gol atmak bir iştir gol sonrası sevinç işin makyajıdır. Endüstriyel futboldan nefret eden bir kişi olarak pek çok gol sonrası sevinç gösterilerini severek izlerim. Ama artık işin o kadar cıkı çıktı ki top sektirmek de terbiyesizlik olarak addediliyor.
Favorim ise kesinlikle Robbie Keane.
İzleyin siz karar verin.




